Karganın Günlüğü

Karganın Günlüğü

28 Eylül 2012 Cuma


KİMSE - 14

Peki ya ben öldürdüysem?

Koşuyordum. Ayaklarım koşarken aklımın kıyısına çapraşık anıların dalgaları vurdu, su soğuktu, çok soğuk.

İyi de benim anım yok ki, olmasını benim kadar kimse isteyemezdi, bir adamın geçmişinden yoksun kalması ya Cennet'ten bir hediyedir yada Cehennem'den bir lanet.

Bu saçmalık da nereden aklıma gelmişti ki? Koşması, kaçması gereken adamdım o an; işlemediği bir suçla itham edilen zanlının umuda ve özgürlüğe kaçışı gibi.

Koşuyordum ve kendi ayak seslerimden başka dinlediğim tek şey ardımdan gelen gürültüydü, o azaldıkça ben daha mutlu olacaktım. Ayaklarım ve beynim aynı eksende değildi, aşağısı beni özgürlüğüme kaçırırken yukarıda bir yerlerde kanlı teorilere saplanmıştım.

Ya Melis'i ben öldürdüysem?

Yatakta bana bakıyordu ve gözlerinde öyle yumuşak bir hal vardı ki, bir kadının o narin duruşunu ne kuğular taklit edebilir, ne de zürafalar. Gülmeyin, bence her ikisi de son derece elit hayvanlardır. Ayaklarım kıçıma vururcasına koşarken bulabildiğim en yakın örnekler bunlar. Bir ara size Siyam kedilerini de anlatırım, vahşi ve büyüleyici, aşık ama aldatmaya her an eğilimli. Bu yüzden siz kuğuları ve zürafaları kabul edin şimdilik, işte Melis de yattığı yerden bana öyle bakıyordu. O kadar güzel, öyle savunmasızdı ki ona zarar verme isteğim tavan yapmıştı. Birini öldürmek.. Kendini savunamayacak birini gebertmek. Sen ne yaparsan yap; o senden kaçamayacak, bırak kaçmayı karşı dahi koyamayacaktır. Öldürmenin sanatı olsaydı örümcekler bu eylemin duayeni olurdu. Kurbanını ağlara sarıp, boğan, zehirleyen ve sonra da yudum yudum emen profesyonel katiller.

Melis de benim ağıma takılmıştı belki de ve teslim olmayı seçmişti. Debelenecek ne var ki zaten. Yalnız onun canını yakmak için geçerli bir nedene ihtiyacım var, aksi halde kişiliksiz bir katil olmak istemem.

- Neden öldürdün?
- O an canım çekti.
- Neyi?
- Öldürmeyi.

Öldürmek için öldürmek ile avlanmak için can almak arasındaki farkı ben bile görebiliyorum, evet, aklım gidip gelse de bazı şeyleri notlandırmaktan eksik veya geri değilim. Beni bu kadar da küçük görmeyin, sizi çok şaşırtabilirim. Bir de kendimi şaşırtabilsem.

Hala kaçıyordum. Kaç sokak geçtim, kaç bahçenin çitinden atladım, bir duvarın dibine sinip soluklandım, ayak seslerini dinledim, bana merakla bakan iki köpeği taş atıp kovaladım. Kalkıp koşmaya başladım yine.

Melis'in saçları omuzlarına dağılmıştı, yanık teninde kadınlığın çağrısı vardı, normal bir adamın asla kıyamayacağı masumiyet. Melekler de böyle midir, insan onlara zarar veremez değil mi? O halde ben hayvan mıyım? Hayvansı karaktere sahip bir insan, daha da kötüsü teamülünü yozlaşmaya rotalandırmış amaçsız bir avcı? Melis'i avlayacağım da ne olacak, ne geçer elime, ondan başka neyim var ki sevilecek? Sempatikti şerefsiz, böyle minik, varlığı lolipop gibi ağızda dağılır ve geriye yutkunması zor bir posa bırakmaz. Ferahlatır seni, evet, karamelli şeker gibi. Doğru, güzel kadınlar karamel kokar. Bir kadında baharat kokusu alıyorsan kaçmalısın, erkeklerin anlamadığı bu.

Kaçıyordum, artık koşmayı bırakmış sadece hızlı adımlarla hareket ediyordum ki paniğe kapılarak kendimi ele vermeyeyim. Kalabalık bir caddede işine gücüne giden, alışverişe çıkmış, randevusuna yetişmeye çalışan, vitrinlere bakan, elinde telefonla konuşarak yürüyen yüzlerce binlerce insan. Al işte bunları öldür. Gebert. Bir insanın ölümündeki dram, ardından bırakacağı his ile eş orantılıdır. Ne kadar çok üzecekse seni ondan akacak kan, o derece korumalısın kurbanını.. Aksi halde damarlarının geçtiği eklem yerlerini keskin bir bıçakla doğrayıp başlarsın işe.

Ben bunu nereden biliyorum?

Dirseğin iç kısmındaki kalın damara sert bir kesik ve üç dakika içinde vücuttaki kanın yüzde 30'u akar. İnsan kansız kaldıkça cildinin rengi çok soluk bir beyaza döner. Ölümün geldiğini böylece anlarsın. Fazla canı yanmaz ama.. Kan kaybettikçe tansiyonu düşeceğinden bir süre sonra bayılır.. Uyuyarak ölmek. Bu son derece merhametli bir avlanma biçimi.

Ben bunu nereden biliyorum ki?

Ya lanet olsun Melis'i ben öldürmedim.

Bende bana dair hiçbirşey yok, o kız ise beni adlandırabilen tek olgu, nasıl göz yumabilirim ki ölümüne?

Onu ben öldürmedim.

Bana bakmadı en savunmasız haliyle ve bu beni tahrik etmedi. Sapık mıyım ben? Şaha kalkan avlanma güdüm ile ceketimin iç cebinde saklı silahı çekip ard arda ateşlemedim. Kafasına, göğsüne ve boğazına isabet eden her kurşunda sıçrayan kan duvara fışkırıp ölümün imzasını atmadı. Ben yapmadım.

Ben yapsam, hadi diyelim ki ben yapsam, böyle birşeyin üzerine gidip de bira mı alınır? Biraz cips, biraz çukulata? Ne yani ölüm beni acıktırıyor mu, sosu kan olan bir ziyafetle mi ödüllendireceğim yaptığım eylemi?

Kaçtığıma göre ben öldürdüm. Suçlular kaçar.

Yooo gayet tabii ki masumlar da kaçar. İşlemediğin bir suç için neden kendini feda edesin mi?

Keşke makul mantıklı bir muhakeme yeteneğim olsa. Ben daha düşüncelerime bile hakim değilim.

Çok üzüldüm ama. Onun ölmesi benim için acı. Ben öldürdüysem şayet bu daha da kötü, hayvanlığımın brutal pençeleri ile ona dokunmamalıydım. Şefkatli kucağına buz gibi ölümü bırakmamalıydım bir bebek gibi, o bebek göğsünden hayatı emdikçe Melis'in.. Canı tükenecek fedakar annenin ve kadının gözleri kapanacak bir daha uyanmamak üzere. O bebek benim günahlarımın her sabah yeniden dünyaya gelen hali ve büyüyüp bir adama dönüştükçe beni içine alacak bir karanlığın da tek hükümdarı olacak. Kendi coğrafyasına yabancı bir gezgin gibi dolanacağım karanlıkta, ne bir pusula ne de bir fener.

Melis, inan bilmiyorum seni öldürüp öldürmediğimi. Ama yaptıysam bunun seninle ilgisi yok. Hata tamamen bana ait.

Affet beni!

Serinin geri kalan bölümleri için tıkla!