Karganın Günlüğü

Karganın Günlüğü

28 Ocak 2011 Cuma

KİMSE (Bölüm 3)

Sığırcıklar…

Eksiksiz bir sürü psikolojisiyle gökyüzündeki siyah karaltının mutlu kanat çırpışları.

Onların hemen üzerinde papatya renkli bulutlar, Tanrı bugün bir ressam olma hevesiyle doğayı tual etmiş kendisine, paletinde kıvranan canların rengi dizili yanyana.

Bir köprü ile büyük su birikintisini aşarak at kafası şeklindeki bir kara parçasına geçtik bulunduğumuz bölgeden.. Orada mı cevaplar yoksa uzağa mı kaçıyoruz aradıklarımızdan? Yol boyunca ara ara bana baktın, baktığın yerde ama seninle değildim. Düşsel ihanet önemli midir senin için, buna öfkelenir misin? Seni, senden başka bir yerde olmanın hayaliyle aldatırsam avazın çıktığı kadar bağırır saçlarını dikerek bakar mısın bana? En kötü ihtimal tepkisiz kalman, bu felakettir, susan insanların bir sonraki adımı kestirilemez. Fırtınana hazırlıksız yakalanmaktan korkarım, bana bir ipucu ver öfkene şemsiye olabilecek. Kusuruma bakma, aklım karışık olmasaydı daha düz olurdu çizgim, elimden ancak bu kadarı geliyor.

Ceketimin yakalarını kaldırdım, arabanın benim oturduğum tarafındaki camı açık unutmuştum, halledersin artık. Tişörtüme dökülmüş kurabiye kırıntılarını silkeledim, iç cebimde deminden beri batıp duran bu şey de ne? Bir güneş gözlüğü, siyah, kemik, camları beyaz olsa dedemin okuma gözlüğü gibi derdim ama.. Dedem? Onu da anımsamıyorum, yine de bir dedem vardı, olmalıydı, evet, tabii..

Köşede postane vardı, bir ara sokağın ortasında bıraktın beni.. Sağda cafe ve barlar, meyhane demek daha doğru olur. Soğuk bir bira yanında sıcacık patates kızartması istedi canım, kurabiyeler kesmedi, ne açmışım. Gözlüğümü taktım, elimi saçlarıma götürmek istedim ki.. Saçım yok, benim saçım yok, var da.. Yani..

Dazlağım ben, diken gibi uçlar geldi elime, yüzüme indi parmaklarım, sakalım uzamış biraz. Neden arabada dikiz aynasında bakmadım ki kendime, neye benziyorum.

Söyle, ben nasıl biriyim?

- Park edip geleceğim, iki dakika sürmez. Şurada bekle beni..

Dedin ve gülerek gaza yüklendin. Gittiğinde ardından bakıyordum ki dar sokakta ilerleyen bir diğer arabanın kornasıyla kendime geldim, gözlüğümü takıp kaldırıma yürüdüm. Büfedeki standa dizili rengarenk paketler.

- Bir sigara verir misin?
- Tabii, hangisi olsun.
- E, şey.. Şu.. Yani bilmiyorum.. Hangisi güzel??
- Bunu deneyin.


Çok mu abes bir şey söyledim, garipsenecek bir istek miydi, amma tuhaf baktı satıcı adam bana. Kırmızı beyaz bir paket, yanında bir kutu da kibrit aldım. Adam hala garip garip bakıyordu bana.

- Aaaah, işte burda..

Uzattığım paraya bakıp, üzerine iade etti. Paketi açıp içinden bir sigara çektim, çaaat etti kibritin yanan kısmı, parlak bir alev ve içe çekilen nefes. Duman süratle hücum etti ciğerlerime doğru, öksürmedim, demek ki alışığım sigara içmeye.

- Heyecanlısın galiba?

Dönüp baktım. Sendin. Muzip bir gülüşün var. Sahi adın ne senin, ben kendiminkini cidden bilmiyorum da.. Yoksa sen de bana misilleme yapmak için mi söylemiyorsun adını? Alındım şimdi.

- Melis ben!

O an seni öpmek istedim. Dahası sen bir kadının karşısındaki erkeğin kendisini öpmek istemesine neden olacak mesafede –hanice bir karış diyelim- gelip durdun, ayak uçlarında hafifçe yükselmiş kadına cinsel obje gözüyle bakmak çok mu aşağılık bir durum. Yoo, utanmıyorum!

Durdum yerimde öylece. Sen de geri çekildin simana binen bir ciddiyetle beraber.

- Bakalım, seninki yerinde mi?
- Benimki?

Elimi cebime atıp kartı çıkardım.

Niyazi Bey
Sahaf

Bana ne verecekti ki bir sahaf. Kimliğimi sarı kitap sayfalarına gömdüğümü hatırlamıyorum.

Aslında hiçbirşey hatırlamıyorum!

NOT : Serinin geri kalan bölümleri için tıkla!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder