Karganın Günlüğü

Karganın Günlüğü

11 Ekim 2012 Perşembe


KİMSE - 15

- Saçmalama, onu sen öldürmedin.

Evet buydu duymak istediğim. Yani çok şey vardı da şu an için öncelik bu rahatlatıcı çağrının  yankısındaydı, içim ferahladı mı desem, çevremdeki tüm halüsünatik sanrılar uçup gitti. Bir duvarın dibine sinmiş, yağmurda ıslanmış bir köpek yavrusu gibi ürkektim ve titriyordum.

- Vakit yok, atla.

Herşey filmlerdeki gibiydi. Önümde bir araba durdu, kapısı açıldı. Sürücü koltuğunda yaşlı bir adam vardı, yaşlanmışlığı bilgiyi mi sembolize ediyor ölümü mü kestiremedim. Ama bana o kadar kararlı seslenmişti ki, duymazdan gelme şansım yoktu. Üstelik birilerinden kaçıyordum ve buralardan uzaklaşmama yardımcı olacak herkese minnet edebilirdim.

- Birazdan burda olurlar, seni ele geçirirlerse hiç şansın kalmaz.

İkna oldum! Zor anlarda daha zor durumlara karşı uyarıcı nitelik taşıyan hiçbir daveti geri çeviremezsiniz. Arabaya binip kapıyı kapadım, ıslak pantolonumla,ki koşarken bir su birikintisine mi dalmıştım acaba bu nasıl bir ıslanmaydı, kurtarıcımın koltuğuna oturunca biraz utandım. Ayıp etmiş sayılır mıydım? Esasında kimlikten yoksun, cinayet zanlısı, gidecek yeri de bulunmayan biri olarak ayıp/nezaket ekseninin dengesine dikkat kesilecek halde değildim. Koyverdim kaygılarımı ve kendimi. Ohh, böyle çok güzel.

Dünyayı vampirler ele geçirmeli! Bu savımı şimdi geliştiriyorum, bana şans dileyin. Günlük hayatın kaygılarından tamamen arınırız, üstelik öldürmek de kan emiciliğin doğal bir ritüeli olduğundan kanunların boyunduruğundan ve yaptırımından da hükmünü yitirir. Yalnız karşılaşabileceğimiz tek sorun avcı sayısının, kurban nüfusundaki azalıştan etkilenmesinin önüne geçmek. İnsan tarlaları mı kurmalı, varlığının tek amacı kan üretmek ve efendilerini beslemek olan bünyeler? Biz vampirler de, fikrin sahibi olarak kendimi seçkin sınıfa dahil ediyorum, canımız çektikçe gidip besleniriz. Bir nevi kanlı sosyalizm, mülk edinmene gerek yok zira tek potansiyel kan ve kaynak da herkese açık? Emenlerin mutluluğu düzenin sürekliliğinde yatıyor, tarlalarda bol bol insan yetiştir ve kıtlık yada yokluk tehlikesi böylelikle ortadan kalksın. Yine de emilenlerin penceresinden bakınca, günümüz koşullarına kıyasla çok da değişen birşey yok, şu an caddelerde yürüyen milyonlar insan kanını değil fakat hayatını emdiriyor sistemin sahiplerine! O halde şöyle diyebilir miyiz; kendilerine sosyalist olan vampirler, bekaalarının devamlılığı için kitleleri kapitalist sistem ile idare eder. Saçmalıyor muyum? Aklı gidip gelenler bile benden daha şanslı, benim aklım hep gidik!

- Onların seni yakalamaması gerek. Kızın ölümü bahane. Ölmesi yada kalması umurlarında değil ama seni köşeye sıkıştırabilmek için iyi bir gerekçe oldu.. Ölümü.. Yani öldürülmesi gerekiyordu ve öyle de oldu.

Melis'in öldürülmesi bu kadar sıradan bir açıklamayı mı hak ediyordu? Aslına bakarsan her insanan ölümü basittir, yaşar ve ölürsün. Ölünce ölmüşsündür, bitti, susan ve son kez uyuyan beden artık bir karakterden yoksun et yığınına dönüşmüştür. Derken o bedenin değil, bedenin taşıdığı kişiliğin önemli olduğunu, o kişiliği sevdiğini veya sevmediğini anlarsın. Ölüm bu kadar basittir eğer işin et kısmına bakarsan. 

- Üzülmüşsündür sen şimdi. Kendince haklı olabilirsin ama şöyle düşün. Onlar senin peşindeydi. Sana ulaşamadıkları için kızı öldürerek sana mesaj verdiler. Sıradaki sensin! Asıl hedef.

Eski ve kirli bir arabaydı. Arka koltukta bir sürü kağıtlar, kitaplar, birkaç dosya, bir mont, kahverengi deri bir evrak çantası, bazı ıvır zıvır şeyler.. Yaşlıca bir adamdı, 55-60 arası diyelim. Birkaç günlük kırlaşmış sakalları ve seyrelmiş beyaz saçları.. Gri bir gömlük giyiyordu, altında da eski bir kot pantolon.. Yüzük yok. Sağ kolunda eski usul bir saat, kurmalı.. Arabada radyo falan açık değildi. Duyduğumuz sadece motorun sesiydi. 

- Sen kimsin?
- Bunu sormakta geç kalmadın mı? Seni kurtaran kişiyim, yetmez mi? İsmim ne işine yarayacak?
- Melis'i ve sanırım beni bildiğine göre.. Beni bilenin kim olduğunu bilmek de hakkım sanırım?

Bana bakarak güldü. Biriniz de ciddi ciddi bakın bana be. Karım olduğunu iddia eden hatun, Melis, karşıma çıkan hemen herkes ve bu ihtiyar. Alay edilecek bir yanım mı vardı, biri bana acilen yanıt vermeli.

- Adım Niyazi.
- Niyazi?
- Evet. Sahafım. Yani bir sahaf gibi görünmem gerekiyordu ve ben de ona uygun davranıyordum.
- Ben...
- Biliyorum, beni arıyordun.
- Öldüğünü söylediler.
- Öldüm.
- Nasıl yani?
- Bir yerlerde, bir yaşam formunda, takvimi bu hayatın birimi ile ölçülmeyen diyarlarda ölmüşümdür. Aynı anda her yerde yaşıyamazsın.
- Manyak mısın sen?
- Bir boyutta var olman için diğerinde ölmen gerekir.
- Bana bak, daha önce de böyle zırvalıyordun boyut moyut. 
- Daha önce?
- Seninle tanıştık. Ama daha yaşlıydın?
- Seni ilk kez görüyorum. E hani ölmüştüm?
- Anlamıyorum ki. Birşey oluyor ve hemen sonra o şey puff uçup gidiyor. Tanıştık seninle, sonra bir dışarı çıktım geldim. Ölmüşsün.
- İlginç.
- Evet hatta karım falan da...
- Karın? Evli olduğunu bilmiyordum.
- Ben de bilmiyorum. 
- Melis?
- Hayır, Melis karım değil. Yada öbürü değil. Uff...
- Tamam sakinleş.

Başım öyle bir ağrıyordu ki şakaklarımdaki depremin derecesini ölçecek birim yoktu henüz. 

- Onlar kim?
- Kim kim?
- Onlar dedin ya. Peşimdeki polisleri kasdetmediğini ikimiz de biliyoruz.
- Erkler!
- Neyler neyler?
- Erkler. Yani düzenin sahipleri. Gidişatın rotasını onlar belirler ve yaşanacak her aksilik gidişatın çizgisini saptırır. Sen de yolun tam ortasındaki bir taşsın onlar için.
- Bu 'onlar'ın bir ismi var mı?
- Çook. Yine de onlara kısaca Güç diyebiliriz. Kontrolsüz kalan acı güç. 
- Macera filmi gibi. Şimdi ben dünyayı falan mı kurtaracağım?
- Götünü kurtar sen önce.
- Ayıp olmadı mı ihtiyar?
- Seni duvar dibinde titrerken bulduğumu unutma.
- Biliyoruz! Ama senin sen olduğuna halen emin değilim. 
- Bu hiç önemli değil. Odak noktamız sensin. Seni hayatta tutmamız gerek. 
- Niçin? Yani beni neden istiyorlar? Galiba dümenlerine çomak sokuyorum. Peki yaşarsam ne değişecek?
- Ölürsen hayatın rutini, yaşarsan kaosun kendisi hakim olur bu evrene.
- Esrarengiz geliyor kulağa ama kendimi önemli biri gibi hissettim.
- Önemsizsin, önemli olan evren, önemli olanın devamlılığı için önemsizin imha edilmesi gerekir.
- Pardon ama önce bir iyilik istesem? Kimim ben, yani kim olduğuma dair o kadar çok konuştun ki hiç değilse adımı falan söyleyebilirsin çünkü hiçbirşey bilmiyorum kimliğime dair.
- Senin adın yok. Sen Kimse'sin!
- Kimse? Saol. Sen de Herkes misin?
- İnsan bedeni maddedir. Sen ise antimaddesin. Varlığın yokoluşu.
- Deminden beri buna benzer şeyler geçiyor kafamdan. Tuhaf. Hani aklımı okudun derdim de, aklımın pek yerinde olduğu söylenemez.
- Bu zaman diliminde şu anda hiçbir insan senden önemli değil.
- Vay canına. İsimsiz zaman kahramanı. Eşittir ben! Neyse ki Melis'in katili değilim.
- Çok yakında herkesin katili olabilirsin ama!
- Çok da tın.
- Melis'i sen öldürmedin ama senin yüzünden öldü. Eğer Onlar sana ulaşamasaydı yine ölecekti ve bu kez katili sen olacaktın. Şimdi aklın başına geldi mi?

Yolun geri kalanı boyunca sustuk. Eski binaların ağırlıkta olduğu fakir bir muhitti. Arabadan indim. Sevindim, Melis'i ben incitmemiştim. Üzüldüm, böyle bir ihtimal ilerde gerçek olabilirdi. Utandım çünkü güvenilmeyecek bir adamdım. Evet, ben Kimse olmayı hak ediyordum. İtiraz etmeye hakkım yoktu.

- Dışardan yemek söyleriz, ev de biraz dağınık. Artık kusura bakmayacaksın. Ama Kimlikler seninle tanışdığına çok mutlu olacak. 
- Kimlikler mi?
- Evet, varolduğu tüm boyutlarda bir isme ve kurulu bir yaşama sahip olan insanlar.

Benim bir adım bile yokken adamlar boyut boyut gezip bambaşka hayatlar sürdürebiliyordu. Bu nasıl bir seçilmişlikti, Kimse, sen ola ola Kimse ol.. 

Üstelik yanında da kimse olmasın.

Melis bile...

Serinin geri kalan bölümleri için tıkla!