Karganın Günlüğü

Karganın Günlüğü

27 Haziran 2011 Pazartesi

KİMSE - 8

Erkeğin yalanlarıyla mutlu olan kadın yalnız başına kaldığındaysa gerçeği bulabilmek için zorlar aklının sorgulayan sınırlarını.

Şanslısın, benim sana söyleyebileceğim bir yalanım yok. Gerçeğinden habersiz biri nasıl olur da başarılı yalanlar kurgulayabilir ki? Şüphesiz böyle bir beceri çok adamın boyunu aşar. Benimki de buna dâhil.

Ama yeni yüzünü sevmedim, neden değiştin? Saçını, makyaj tarzını, kıyafetlerini falan değiştirseydin. Oysa sen tamamen bambaşkalaşmışsın, bu kadarı benim için çok fazla. Bilmediklerime alışmaya çalışırken, bildiğim çok az şeyin bunca hızla uçup gitmesine ayak uyduramıyorum.

Bana tokat attın, uyandırmak ile uyarmak arasında bir etki gücüne sahipti kemikli parmaklarının darbesi. Kara deliğinin içinde yutulurken, istemediği bir boyuta geçmek zorunda kalan yıldızdan halliceydim, farkındayım beni anlamayacağının...

- Dalıp gitmenin sırası değil şimdi. Adam geliyor. Toparla kendini.

Sana boş boş baktım çünkü seni herhangi bir anlam ile bağdaştıramıyordum. Demek ki yüzde yüz dürüst davranışlar sergiliyorum, iyi!


- Hey, dünyadayız. Ben Serra.. Bir sahaf dükkânında sana ait…

Sahi, kadınların neden böyle kıyafet markası gibi isimleri olur? Koy işte Ayşe, Fatma… Melis halini ve ismini şirin bulmuştum fakat böyle çok… Off, bilmiyorum. Buraya geldiğim için değil de seninle geldiğim için tadım bozuk, hadi gidelim. Daha doğrusu sen kal, ben gideyim. Burası pek önemli değil bana göre ama senden gitmek gerekli. Sevmediğim ve asla sevmeyeceğim insanların prototip hale gelmiş şemasısın sen!


- Geçti mi? Bana bak.. Bana bak dedim. Evet, böyle. Çocuk gibi davranmaya hakkın yok. Şimdi toparlan ve aramıza geri dön.

Kendisini bilmeyen adam olmaya devam etmezsem, sen konuşup duracaktın ve bu da canımı sıkacak, alnımdan sıkıntılı terler dökülmesine yol açacaktı. Kalktım. Sahaf dükkânının içinde minik bir volta atmaya niyetlenmiştim ki…

- Serra Hanım!
- Niyazi Bey…

Nasıl yani? Siz.. Yani sen bu adamı tanıyor musun? Garip! Melis tanımıyordu. Demek ki Melis senden daha masumdu birçok konuda. Bu arada, şu Melis hadisesine neden böyle kilitlenip kaldım ki? Benliğimin patalojik mecralarında safariye çıkmış bir turist olmaktansa; geleceğine yelken açmış bir kâşif olmayı yeğlerim. Bu lafımı bir kenara not et, hiç değilse beni özetleyen bir ifadede bulundum sonunda. Evet, ben buyum!

- Serra Hanımcığım… Dilerseniz…

Birlikte bir masanın önüne geçip durdunuz. Adam ki yakasız krem rengi bir gömlek, Şile Bezi, bol keten pantolon ve siyah çarığımsı bir ayakkabı giymişti. Elinin yüzük ve işaret parmaklarındaki iri gümüş yüzüklere işlenmiş sembolleri seçemedim, bir şeye dair oldukları aşikârdı. Peki neye?

Bana ne bee! Ben daha kendimi tanımlayamazken, başkalarının çözümlemesiyle vakit kaybedemem. Buraya bana dair bir takım ipuçları bulmaya gelmemiş miydik? Öyleyse ne haltlar karıştırıyordunuz siz orada? Yanına yürüdüm ve masaya tam bir adım kala beni kat’i bir hareketle durdurdun.

- Bir Gnoshet Atlası bulmak, bırakınız orjinalini, aslının birebir kopyası bile olsa, artık neredeyse imkânsız.
- Oğlak derisi değil mi bu?
- Doğru, işlemeler hiç revizyon görmemiş. İlk nakşedildiği mürekkebi taşıyor halen üstünde.
- Menşeine dair bir ipucu var mı elimizde?
- Enteresan biçimde tüm göstergeler bize Anadolu’yu işaret ediyor.
- Bir dakika.. Nophethmus rahipleri Mezopotamya’da…
- Kültürü şekillendiren ve toplumun idari mekanizmasını perde ardından yöneten kimselerdi. Ama bu demek olmuyor ki öğretileri kendileriyle beraber çölün sıcak kumlarına gömüldü. Hayır, asla böyle bir şey olmadı. Bilakis rahiplerin öğretileri asırlarca kült bir bilim olarak saklandı ve yalnızca sırrın anlamına vakıf olanlara öğretildi. Talihsiz biçimde Hıristiyanlığın yayılma yıllarında karanlık bir öğreti olarak lanetlendi ve Romalı lejyonlar bulabildikleri her evrakı yaktılar. Tarihin bildiğimizden önceki evresine dair bütün kayıtların İskenderiye Kütüphanesi’nde yok olduğunu sanmayın. Bu yanılgıdır. İskenderiye de yalnızca edebi eserler vardı.
- Peki bu…
- Aynen o anlama geliyor. Milat öncesinin bütün okült gizemleri bir biçimde dünyanın dört bir yanına dağıldı. Bu örnek ise tahminlerime göre önce Kahramanmaraş’taki bir sufi tekkesinden geliyor. Dervişlerin elinden çıkma bir atlas.
- Müslüman bir dervişin Gnoshet Atlası ile ne gibi bir ilintisi olur ki?
- Tenzih ederim, özellikle Sufistler'in bayılacağı bir konu bu.
- Düşünüyorum da.. Kulağa inanılmaz gelmiyor. Ne var ki düşük bir ihtimal.
- Böyle konuşmayın Serra Hanım. Nophethmus rahiplerinin öğretileri Agnostik felsefenin temelini attı. Bu düşünce disiplini Hıristiyanlığın içinde de kendisine yer buldu. Daha genç bir din olan İslamiyet yalnızca kendi kalıplarına sıkışmadı ve eski eserleri incelemeye başladı. Kaldı ki Gnoshet şifrelerinin varmak istediği nokta…
- Ateist serpintileri yok sayarsak tam da Sufiler’in varmak isteyeceği bir noktada!
- Tamamen haklısınız. Agnostikler ile Septikler’i karıştırmayın. Ancak ilkinin arayışı ile ikincinin yöntemleri inanca yatkın Müslüman dervişlere eşsiz bir mecra açtı.
- İnsanın evrende yolculuğu…
- …Ve son durak Yaratıcı’nın bizatihi kendisi…

Bana söyleneni yapmış ve kendime gelmiştim ama bunlara tanık olmak için yaşamamıştım o geri dönüşümü…

- Afedersiniz ama siz neden bahsediyorsunuz?

Dönüp bana baktın. Adamın ifadesini seninkine tercih ederdim.

- Genç dostum, aslında sen de bu konuşulanlara kulak kabartmalısın. Sana seni anlatabilecek şeylerden söz ediyoruz.
- Beni biraz olsun dinle, ben deminden beri size sabrediyorum!

Beni susturmak isteyen bir halin vardı da benim artık hiç susasım yoktu. Şimdi siz bana katlanın biraz!

NOT : Serinin geri kalan bölümleri için tıkla!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder