Karganın Günlüğü

Karganın Günlüğü
Şizofreni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şizofreni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2011 Salı

KİMSE - 7

Bu müzik çalarken kafamı toparlayamam ki ben…
Nasıl tarif etsem; flüt sesleri ve keman, gizemli kadın vokalleri sanki son nefesini teslim eden birine ait gibi, tekrar yaylılar ama bu kez daha kalabalıklar.. Tarzı hakkında en ufak bir fikrim yok, şelaleden aşağı yuvarlanırken hem sevinen hem de üzülen bir su damlasının haykırışı gibi. Ölüm ve Sonrası Bandosu’ndan nağmeler. Sen de duyuyorsun bu müziği, değil mi?
Müzik eğer edebi kaygılarla yapılıyor olsaydı, seni temin ederim ki yalnızca klasik eserleri dinliyor olurduk. Bu da benim tezim, savım, hipotezim. Ne haltsa işte.
Dükkân, evet, burada bana dair bir şeyler bulabileceğimize inanıyor musun? Beni karamsarlıkla suçlama ki aslen öyleyim ama bu acayip yer hakkında umutkar değilim. Bir bak işte çevrene, tüm şu eşyasal keşmekeşe…
Eski birkaç ahşap radyo, ön panelinde yazan Turin-Munich-Cairo-Cyprus-Budapest-Saloniki-BBC ve Milano… Herbirinin yanında istasyonları sembolize eden sayılar. Sayılardan nefret ediyorum, evrenin boşluğunda uçuşan salakça şekiller…
Neyse, yer siyah-beyaz karolarla kaplı. Kısmen yıpranmış. Eski olduğu için değil, yoğun çamaşır suyuyla silindiğinden.. Demek titiz biri üstlenmiş buranın bakımını. Güzel, hijyeni severim!
Tepeden sarkan şu lambalara ne diyorsun? Bazı filmlerin afişleri, bak, Charlie Chaplin! Masklar, duvar saatleri. Minyatür bir dikiş makinesi, Guliver’in sökük pantolonunu dikmek için olabilir mi? Demir ütü ile de bir güzel üzerinden geçtin mi.. Nesnesel olarak saçmalıyorum, aldırma bana.. Dergiler, bir sürü.. Boyası atmış iki üç gemi maketi. Şişeler, içleri boş, bunlar ilgimi çekti işte, cam, siyah-beyaz-renkli. İçindekini kim bilir kimlerin sarhoşluğuna dost etmiş şişeler. Gene bazı Afrika maskları, ama bunlar epey korkutucu!
Gaz lambası, bu beni gülümsetti, sanki çok ama çok uzun yıllar önce.. Böyle bir sahil kasabasının rüzgarlı bir akşamında, dışarıda dalgalar isyan ederken yorganıma sarılmış yatıyorum ve elektrik olmadığı –nasılsa sık sık kesildiği- için babam beni kontrol etmeye gelmiş ve o sırada yakıvermiş bunun gibi bir tanesini.. Hunimsi cam kısmını çevirerek çıkar, fitili ateşle ama önce alttaki kolu çevir. Sonra camı geri tak, sen bilmezsin ama bunları. Yaşın yetmez, doğru, sen benden oldukça gençsin.. Bense 33.. 35??? Yok, daha fazla değilimdir.
Beni kolumdan çektin ve yüzün sen değildi artık. Ciddiyetin ve kuru ses tonunla beni kendime ve o küçük dükkâna geri getirdin:
-          Adam gelecek şimdi, kurcalama etrafı!
Elimde çevirdiğim hokkabaz uçlu kalemi bir Thomas Bernard kitabının üstüne bırakıp uslu bir öğrenci gibi bulduğum ilk sandalyeye iliştim.
Duvardaki kırmızı dikdörtgen tuğlalara baktım ki seninle göz göze gelmeyeyim. Uzun, siyah, düz saçların ve çıkık omuzların ile tehditkâr bir havan vardı. Dar, sivri burunlu, ince topuklu çizmelerinin üzerinde gardını almış bir komutan gibi bekliyordun.
Buraya benim için geldiysek ki öyle sen neden değiştin? Hem bu halini hiç beğenmedim. Daha önce de böyle olsaydın senden hemen uzaklaşırdım.
Beni kandırdın….
Aha işte adam geldi, artık ne soracaksak soralım!
NOT : Serinin geri kalan bölümlerine için tıkla! Beklemek için sıra numarası almanıza gerek yoktur, bizde niyet önemlidir!

28 Ocak 2011 Cuma

KİMSE (Bölüm 3)

Sığırcıklar…

Eksiksiz bir sürü psikolojisiyle gökyüzündeki siyah karaltının mutlu kanat çırpışları.

Onların hemen üzerinde papatya renkli bulutlar, Tanrı bugün bir ressam olma hevesiyle doğayı tual etmiş kendisine, paletinde kıvranan canların rengi dizili yanyana.

Bir köprü ile büyük su birikintisini aşarak at kafası şeklindeki bir kara parçasına geçtik bulunduğumuz bölgeden.. Orada mı cevaplar yoksa uzağa mı kaçıyoruz aradıklarımızdan? Yol boyunca ara ara bana baktın, baktığın yerde ama seninle değildim. Düşsel ihanet önemli midir senin için, buna öfkelenir misin? Seni, senden başka bir yerde olmanın hayaliyle aldatırsam avazın çıktığı kadar bağırır saçlarını dikerek bakar mısın bana? En kötü ihtimal tepkisiz kalman, bu felakettir, susan insanların bir sonraki adımı kestirilemez. Fırtınana hazırlıksız yakalanmaktan korkarım, bana bir ipucu ver öfkene şemsiye olabilecek. Kusuruma bakma, aklım karışık olmasaydı daha düz olurdu çizgim, elimden ancak bu kadarı geliyor.

Ceketimin yakalarını kaldırdım, arabanın benim oturduğum tarafındaki camı açık unutmuştum, halledersin artık. Tişörtüme dökülmüş kurabiye kırıntılarını silkeledim, iç cebimde deminden beri batıp duran bu şey de ne? Bir güneş gözlüğü, siyah, kemik, camları beyaz olsa dedemin okuma gözlüğü gibi derdim ama.. Dedem? Onu da anımsamıyorum, yine de bir dedem vardı, olmalıydı, evet, tabii..

Köşede postane vardı, bir ara sokağın ortasında bıraktın beni.. Sağda cafe ve barlar, meyhane demek daha doğru olur. Soğuk bir bira yanında sıcacık patates kızartması istedi canım, kurabiyeler kesmedi, ne açmışım. Gözlüğümü taktım, elimi saçlarıma götürmek istedim ki.. Saçım yok, benim saçım yok, var da.. Yani..

Dazlağım ben, diken gibi uçlar geldi elime, yüzüme indi parmaklarım, sakalım uzamış biraz. Neden arabada dikiz aynasında bakmadım ki kendime, neye benziyorum.

Söyle, ben nasıl biriyim?

- Park edip geleceğim, iki dakika sürmez. Şurada bekle beni..

Dedin ve gülerek gaza yüklendin. Gittiğinde ardından bakıyordum ki dar sokakta ilerleyen bir diğer arabanın kornasıyla kendime geldim, gözlüğümü takıp kaldırıma yürüdüm. Büfedeki standa dizili rengarenk paketler.

- Bir sigara verir misin?
- Tabii, hangisi olsun.
- E, şey.. Şu.. Yani bilmiyorum.. Hangisi güzel??
- Bunu deneyin.


Çok mu abes bir şey söyledim, garipsenecek bir istek miydi, amma tuhaf baktı satıcı adam bana. Kırmızı beyaz bir paket, yanında bir kutu da kibrit aldım. Adam hala garip garip bakıyordu bana.

- Aaaah, işte burda..

Uzattığım paraya bakıp, üzerine iade etti. Paketi açıp içinden bir sigara çektim, çaaat etti kibritin yanan kısmı, parlak bir alev ve içe çekilen nefes. Duman süratle hücum etti ciğerlerime doğru, öksürmedim, demek ki alışığım sigara içmeye.

- Heyecanlısın galiba?

Dönüp baktım. Sendin. Muzip bir gülüşün var. Sahi adın ne senin, ben kendiminkini cidden bilmiyorum da.. Yoksa sen de bana misilleme yapmak için mi söylemiyorsun adını? Alındım şimdi.

- Melis ben!

O an seni öpmek istedim. Dahası sen bir kadının karşısındaki erkeğin kendisini öpmek istemesine neden olacak mesafede –hanice bir karış diyelim- gelip durdun, ayak uçlarında hafifçe yükselmiş kadına cinsel obje gözüyle bakmak çok mu aşağılık bir durum. Yoo, utanmıyorum!

Durdum yerimde öylece. Sen de geri çekildin simana binen bir ciddiyetle beraber.

- Bakalım, seninki yerinde mi?
- Benimki?

Elimi cebime atıp kartı çıkardım.

Niyazi Bey
Sahaf

Bana ne verecekti ki bir sahaf. Kimliğimi sarı kitap sayfalarına gömdüğümü hatırlamıyorum.

Aslında hiçbirşey hatırlamıyorum!

NOT : Serinin geri kalan bölümleri için tıkla!