Karganın Günlüğü

Karganın Günlüğü
Erkek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erkek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2011 Pazartesi

KİMSE (Bölüm 5)

Ellerimi kes,
Senden başkasına yönelmesin..
Gözlerimi oy,
Senden başkasını görmesin..
Dilimi kopar,
Senden başkasına seslenmesin..
Kulağımı sağır et,
Senden başkasını duymasın..
Bacaklarımı al,
Senden başkasına yürümesin..
Aklımı parçala,
Senden başkasını düşünmesin..
Beni öldür,
Senden başkasına varolmasın…

Orda otururken izlediğim dünyayı anlamlandırmayı denedim; bir amaç mıydı hayatı yaşanır kılan yoksa amaçsız yaşamak mı insanı kamçılayan?

Sıfatsızlığından utanarak kendisini bir rotaya kanalize eden bilinç ne mutlu, benim böyle bir lüksüm yok, en azından şimdilik.. Gayesizliğini anafikir edinene ise ne yazık, avareliğinin fırınına bir kürek odun da kendi elleriyle atıyor.

Şu halde ben düstursuz uyandığım bu hayat formunda bir yön tayin ederek kendimi rotalandırmaya teşebbüs etmekle doğru mu yapıyorum, bu beni erdemli mi kılıyor. Aksi halde kaderimin –ki o da varsa- pervasızlığını kuyruğundan yakalayıp rüzgarı mı takip etmeliyim, hakkımda en iyi karar ne olabilir?

- Sadece Cennet’in vadisinde yetişen bir çiçek...
- …Hı… Afedersin?
- Bunu çok tekrarlamaya başladın.
- Neyi?
- Beni dinlemiyorsun.
- Aaah, bunu kişisel alma lütfen. Biliyorsun kafam karışık.
- Şapşal, içeride bir şey yok ki karışsın..

Kıkırdadın, bu acizliğim seni hayli eğlendirmişti. Madem öyle neden yanımdasın? Git benden öteye ve beni savrulmuşluğumla bırak. Eğer nefesin nefesime birkaç karış ötedeyse, orada bulunma nedenin biraz da özgür vicdani tercihin değil midir? Öyleyse bana mı gülüyorsun kendine mi?

- İsmimin anlamı.. Neydi adım?
- Melis.
- Aferin! Bunu sevdim. Ama bana karşı olan konsantrasyonunu biraz daha yukarılara çıkarmalıyız.
- Denerim.
- Deneme, yap! Denemek, yapmaya cesareti olmayanların uyduruk girişimidir. Çıkabilecek ilk zorlukta en kestirme yoldan sıvışmayı da beraberinde taşır.
- Yedikçe açılıyorsun..
- Böyle şirin göründüğüme bakma.. Ben akıllı bir kızım!
- Öylesindir.
- Ne demişler? ‘Ağzında bal olan arının kuyruğunda da iğnesi vardır.’
- Rutin gözlem ile açıklanabilecek bir tespit bu. Pek derin bir yan göremiyorum.
- Aman kıçımın kenarı. Sen kim Tolstoy kim?
- Görmek zorunda olduğumuz biri mi? Şu Niyazi Bey gibi?
- Ben seni yerim yaa…

Uzanıp yanaklarımı sıktın. Hesabı ödeyip kalktık. Ben ödedim. Bir erkek yanındaki kadına yıkmamalı hesabı. Çok çirkin bir davranış. Benim gibi hafızası hatta kimliği bulunmayan bir adam için bile. Çantandan –amma büyüktü- bir ayna çıkarıp rujunu kontrol ederken dudaklarını emercesine birbirine sürmen, kirpiklerini düzeltip saçlarına seri el hareketleriyle şekil vermen ve dişiliğinden emin olduktan sonra kafeden dışarı ilk adımını atman.. Hepsini an be an izlerken seni aklımın fotoğraf hafızasına kazıyordum.

Benim senden başka anım yok ki, bunun için elimden başka bir şey gelmiyor.

- İçeride her ne olacaksa sonuna kadar yanındayım, merak etme.
- Moral motivasyon için teşekkürler.
- Domuzlaşma.
- Peki.

Dar sokağı karşı kaldırıma doğru adımladık, çantanı hangi koluna asacağına karar veremedin. Elimle cebimdeki kartı bir anahtarmış gibi sıkı sıkıya tutuyordum, onu bükmemeye ve kırmamaya dikkat ederek. Hangi kapının kilidini açacaksa anahtar, gireceğim odada bulabilecek miydim yanıtlarımı.. En korkuncu ise o kapının bir labirent silsilesinin girişi olmasıydı, ne bir pusula ne de bir kılavuz, kaybolmaya en güzel aday sayılabilirdim karanlık tünellerde..

- Sağ adımınla gir.
- Sebep?
- Ya sorma işte, küçüklükten kalma batıl bir şey.. Annem öyle öğretmişti.
- İşe yaradı mı peki?
- Annem öldü!
- Ben solu deneyeceğim.
- Arıza yaa…

Cesaret edemeyip, sağ adımımla içeri girdim, bunu gördün ve yanaklarının bombesi sessiz tebessümünle küçük bir tepecik gibi şişti. Uzun dar bir koridora açılıyordu kapı, sıra sıra dizili dükkanlarda envai çeşit kitap raflara ve kapı önündeki tablalara dizilmişti. Kitap kokusu, yazarın fillere ezdirdiği çimenleri cümle olarak sayfalara nakşettiği sarı saman zeminli hayaller arenası.

Kartı çıkardığımda sen de meraklı bir fındık faresi gibi boynunu uzatıp baktın.

Niyazi Bey
Sahaf
No:13

Serinin geri kalan bölümleri için tıkla!

29 Ocak 2011 Cumartesi

KİMSE (Bölüm 4)

Çimenler ve deniz vardı.

Hani çimleri ezen filler betimlenir çaresizliğin hikayelerinde ve tükenişler denizin azgın sularında boğuşan bir serüvencinin son nefesidir kıyıdan çok uzakta..

..Ve zamanı ölçen herhangibir birim yetersiz ve anlamsız kalır, eğer soracak soruların alacağın yanıtlardan fazlaysa.. Sıkıldın mı aynaya bak, denizin akıntısına karşı koyarken izle kendini. Ya dibi boylayacaksın karanlık sularda veya karanlık seni boğacak aydınlığa yüzemezsen. Aynaya kızma, öfken sana geri yansımasın. Değilmi ki sokağın gürültüleri sivri buz kalıpları gibi saplanır kulaklarına ve akan kanın rengi donmuş bir kırmızıya çalar, öyle bir keşmekeş tırmalıyor duyularını. Ordasın ve sıkıştın kapanın sınırlarına, çıkmaya yeltenirsen hemen, kalırsan ağır ağır öleceksin!

- İyi misin sen?
- …
- Kendine güvenmiyorsan gitmeyelim. Yada ne bileyim, erteleyebiliriz.
- Nereye gideceğimi bilmediğimden, ne bulacağımı.. Yani.. Bulacağım beni korkutur mu, ondan da emin değilim. Gitmemek ise yerimde saymak.
- Solup gideceğine yan daha iyi!
- Güzel lafmış.
- Bir şarkı sözü.. İstersen şurada birşeyler içelim. Hem aklını toparlarsın, iyi gelir. Yanmak için bu kadar acele etme.
- Peki.

Annemmişsin gibi sözünü dinledim ve bu bana huzur verdi. Sen de hoşnuttun işte. O an ne iyiydik, koluma girdin kıkırdıyarak. Karşı kaldırımdaki kafeye yöneldik. Pembe bir motosikler geçti önümüzden.

- Aaa Vespa…

Parmağının ucuyla işaret ederek ses tonunu neşeyle yükselttin.

- Bunlardan istiyorum bir tane. Olsa.. Bir sırt çantası, atla git tatile. Böyle çiçekli bir kask, şişe tabanı gibi kalın siyah gözlükler, canım kaynakçılar takıyor ya.. Boynuma da fularım..

Kadınların hep bir planı vardır ve beklentileri onların tüketici potansiyelinin değil umduklarından mahrum kalmış eksik romantizminin itirafnamesidir. Basit dileklerin asla gerçekleşemeyeceği bir gerçekliğin hoyrat yumruklarıyla dövülmüştür bu hayat.

- Sen de gelirdin. İstersen tabii…

Kendime dair net bir şey söylememi bekleme benden ama bunu soruyor olman dahi güzel. Birinin bir başkasının kendisine yol arkadaşı seçmesi hayatı sırtlanmış kervanlarda seyyahlık ederken hoş bir iş ve kader birliği olabilir. Denemek gerek.

- Motosiklet tehlikeli değil mi?
- Bir erkek için çok ödleksin.

Bak şimdi! Beni deşerek varabileceğin bir katman yok bu yerkürede, kabuğum homojen ama bu sana bir fayda sağlamaz. Beni stepne olarak kullanma saldırganlığına.

Kollarımdan yukarı karınca sürüleri hücum ediyor, ayaklarımı ise hissetmiyorum. Başım boşlukta dönen bir rüzgar gülü gibi, sen ise anlatıyorsun hayatının pasajlarını, dinleyici olabilirdim konsatrasyonumu depremler sarsmasaydı.

- …Ondan sonra ben de döndüm dedim ki, ‘Bana bak senin derdin ne’ bir şey diyemedi tabii, ya aklın alıyor mu?..
- …Şurası.
- …İşte.. Ha olur, çökelim. Sen beni dinlemiyor musun?
- Motosiklet!
- Hayırrrrr! O bir önceki konuydu, çok adisin…
- Adi olmak için güçlü bir ego gerekir, bu da yapılandırılmış bir bilince ihtiyaç duyar. İşte o da bende yok!
- …
- Ne?
- Valla yani gurur duydum, bu kadar aklı başında bir laf ettin.. Ama sıkar hep böyle konuşursan.. Akademisyen bir sevgilim vardı, böyle bik bik bik, habire imgeler simgeler, ay beyin loplarıma dek kasardı beni, şutladım sonunda, erken de boşalıyordu zaten!
- …
- Tamam, sustum!

Süratle menüye dalıp diyalogdan uzaklaştın. Bacaklarımın dizden aşağısı kaskatı kesilmişti, fillerin ezdiği çimenlerde yuvarlanıp o katledilmişliğin kokusunu çekmek ciğerlere..

- Bu kokuya bayılıyorum! Mmmm nam nam.. Nam…

Siparişlerimiz gelmiş, ben düşerken duraanlık uçurumlarından sen elini çabuk tutup bana da birşeyler söylemişsin.

- Et sevdiğimi nerden bildin?
- Mmmm… Sert erkekler et yer, babam askerdi, o da etçildi.

Karşı kaldırımdaki pasajın içinde karanlık bir dehliz uzanıyordu. Filler ordaki çimenlerin ne kadarını ezmişti acaba?

Serinin diğer bölümleri için tıkla!