Karganın Günlüğü

Karganın Günlüğü

27 Ocak 2011 Perşembe

KİMSE (Bölüm 2)

Eski bir tarih parçası bugün, öyle yaftalayıp geçme, gerçekten eski..

Kendi realitemin tarihini bilmiyorum ama gözümü açtığım şu odanın içinde bulunduğu takvim yaprağı, senden de geride benden de.

Sarı, yıpranmış duvar boyası; üzerinde yattığım mavi çizgili beyaz çarşaf ki rengi solmuş, sanırım çamaşır suyuna fazla batırmışlar; pembenin düşmüş bir tonundaki yastık kılıfı ve tam ortasında ağırladığı yolcuların yağlı saçlarından kalma bir karaltı; mavi bir pike, üşümemi sağladı kendisi inceliğiyle. Tepede çiçeğin taç yaprakları şeklinde bir avize, üzerinde dört ampul var fakat yalnızca birinin yandığını düşünüyorum, bu odada tam randımanlı görünen tek şey bezginlik.

Yerler taş, alacalı bulacalı. Kir beyazı perdeler ve üzerinde sigara sönüğü olan tüller, yarı açık camdan esen tatlı rüzgârda havalanıp duruyor. Bir iki kuş öttü dışarıda, demek ki hayat var!

Kalktım. İnce bacaklarım ve uzun ayaklarım var. Tırnaklarımı uzun süredir kesmemişim, içinde çorabın pamukçukları birikmiş. Beyaz don ve gri bir atlet üzerimdeki. Tam karşımda duran –koltukmuş o- möbleye özenle serilmiş bir tişört, dizleri yıpranmış bir kot pantolon, gösterişsiz ama sağlam duran pabuçlar da hemen önünde..

Uyandığım andan beri ne içimde bir ezilme, ne bozuk bir ağız tadı yahut kokusu, gözlerim de kamaşmadı. Sanki biri/bir şey uyanma şalterimi kaldırdı ve o ivmeyle hareket etmeye başladım. Giyindim. Duvara sıkıca çakılmış ahşap askılıkta siyah kadife bir ceket var. Giydim. Ceplerini yokladım. 10, 10 daha, 20, birkaç 20 birden, iki 50’lik, oho yeterince param varmış, bir 100’lük nakit para, bir de kredi kartı.

Hayal kırıklığı, bankanın adı yazılı üzerinde ama kullanıcı ismi yok. İşte hesap numarası, ardı sıra dizili bir sürü sayı. Dilerim bu kart, kim olduğumu söyleyebilir bana? Arkasında müşteri hizmetleri numarası. 444 0…
Odadan çıktım. Kapıyı kaparken dikkatimi çekti, üzerinde anahtar yoktu. Çektim ve çıktım. Koridorda yerler ahşap. Ucuz ve kötü bir oda spreyi sıkılmış, bu yüzden koku tahammül edilir gibi değil. Hızlı adımlarla merdivenden aşağı indim. Merdivenler de ahşap, cilası atalı çok zaman olmuş, bastıkça gıcırdıyor. Bir sahanlığa açılıyor merdivenler, şurada camekânlı bir bölme var. İçindeki gödeş oğlan, embesil ifadesiyle gülüyor, hay aksilik ya, velet cidden… Neyse…


- Telefon etmem gerek. Beni anlıyor musun? TE LE FOOON…

Kızdı sesimi yükseltmeme, o da öyle anlamaz bakmasaydı bana. Arkamda bir ankesörlü telefon varmış, bakar körüm resmen.

- Eee, kartım yok ki?

- İLK… BİİİR.. DAKİKASIII.. BEDAVAAAA.. POMOŞYON…

Tüketilmek yerine biriktirilen tek promosyon sevap ve günah kavramı sanırım. Ahizeyi alıp, kredi kartındaki numarayı tuşladım. Yönlendirmeyi takip edince karşıma bir kadın sesi çıktı, ismini çözemedim ama davetkar bir tonu vardı.

- Nasıl yardımcı olabilirim?

- Ben kimim?

- Hemen girmiş olduğunuz kart numaranızdan kimliğinizi kontrol ediyorum.

- Teşekkür ederim.

- …Beyefendi, sanırım sistemimizde bir arıza var. Hesabınızın kimlik bilgileri eksik, rica etsem isminizi söyler misiniz? Sizi en yakın şubemize yönlendirerek...

- Bir isim yazmıyor mu yani?

- Lütfen ayrılmayın, hemen yetkili servise durumunuzla ilgili bir talepte bulunacağım.

- Ama bu çok saçma..

- Beyefendi hatta kalın, yalnızca bir dakika sürer.

Kulağımda bir zil öttü, bir dakikalık promosyon görüşme sona eriyordu. Vestiyer/resepsiyonist/ebleh oğlana döndüm.

- Kart?

- HA?

- Kart lazım kart.. Dakika bitiyor, telefon kapanacak.

- GÖÖTTÜNE GİRRRRSİN!

Telefon kapanırken apışıp kalmış suratımdaki ifade oğlanı pek bir eğlendirdi. Dışarı çıktım ama gülüşünü hala duyabiliyordum. Acıktığımı fark ettim, tepede kuşlar hala ötüyordu, bu demektir ki ben de hayattayım. Gerçekliği pas geçen bir illüzyon falan değilim, iyi de kimim, bırak adım sanım tanımlanabilir bir kimliğim bile yok.

Paraların yanında bir kartvizit vardı, o bana yol gösterebilir mi?

- Yolun uzun değil ama kısa da sayılmaz, atla hadi.

Önümde duran kırmızı yuvarlak hatlı bir araba.. Sen? Sen kullanıyordun. Gittiğini sanmıştım ama buradasın. Beni almaya mı geldin. Eğer biliyorsan söyleyebilir misin?

Hayır, bir kadın hep karşısındaki erkekten yardım ister ama kendisine muhtaç bir erkeğin düşüncesi bile onu tiksindirir. Bu yüzden sus, söyleme, ben kim olduğumu bulurum.

Arabaya bindim, bana bir poşet uzattın, içinde tatlı kurabiyeler vardı. Taptaze. Büyük incelik.

- Kart yanında değil mi, adres ezberim hiç yoktur.

Ağzımdaki hindistancevizli kurabiyenin lezzetinden yanıt veremedim, sabah ziyafetimi bölecek halim yoktu. Cebimden kartı çıkarıp sana uzattım. Baktın, okurken dudaklarını oynatıyorsun. Komik, bunu yapanlara hep gülmüşümdür. Kartı bana geri verdin.
Niyazi Bey
Sahaf
- Burada ne bulabiliriz?

Güldün, alaycı bir sesle hem de, tıpkı resepsiyondaki ebleh gibi güldün. Aynı sabah içinde kimbilir kaçıncı budala durumuna düşüşüm bu?

- Seni... Belki sana dair herhangibir şeyi.. Bilmiyorum. Oraya gittiğimizde göreceğiz.

Anlamamış baktım çünkü anlamadım. Anlamadığımı anlayıp açıklama getirdin sözlerine, gülüşünü ise askıya aldın.

- Merak etme, iyi olmasını ümit ediyorum. Yani umarım. Devam et sen yemene. Acıkmışsındır.


NOT : Serinin geri kalan bölümleri için tıkla!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder